The Brave Perspectives
11 Ocak 2026 Pazar
BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN
1 Ocak 2026 Perşembe
Hikayemi kimden dinlemeli ?
Hikayemi kimden dinlemeli ?
Sessiz kalırsın,
sessizliğin huzurunda,
yine de gürültü yaparlar senin adına,
sadece iki harf karalarsın,
yazarlar senin adına bütün cümleyi,
romana çevirirler.
Geçmişiyle yüzleşemeyenler,
kendi karanlıklarını başkalarının geleceğine sürerek
temizlenmeye çalışır.
Kendi aynasına bakamayan,
senin yüzünde kendini aklamaya kalkar.
Kim anlatır sizi bana,
beni , size kim konuşur.
Benim adımı kim taşır dudaklarında,
benim olmayan bir hikâyeyi
kim "benim hikayem" diye anlatır.
Yigit Brave Cesur
1/1/2026
31 Aralık 2025 Çarşamba
Zavalli !
Cikmis bir diyor ki ,
- "Insanlarin benim hakkimdaki dusuncelerine saygi duyuyorum . "
Ne klise ve ne zayif kisilik bozuntusu !
Neyine ve niye saygi duyuyorsun kardesim ?
Sana hic sormuslar mi , sana hic konusmuyorlar mi ki!!
Onlar herseyi dusunur .
Sen , yine ve sadece "yureginin goturdugu yere git!" her zaman.
Yigit Brave Cesur
12/31/2025
11 Aralık 2025 Perşembe
Önce Şeker Mi, Sonra Süt Mü? Kahve Alışkanlığınızın İstatistikle İlgisi
KAHVEDEKİ SÜT, HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRDI?
Geçenlerde ofiste kahve hazırlarken aklıma garip bir şey geldi… Ben her zaman önce şekeri, sonra sütü koyarım. Ardından kahve dökerim. Bunu gören biri, ana, “Önce şekeri koyman tadı bozuyor,” dedi. Ki ben bildiğimden hiç şaşmadım; sadece kendi damak ve kahve keyfimi bozmadan. Barista da değilim, ama kendimce bu tadı alabildiğimi biliyordum.
Ama doğrusu, bu muhabbetimiz bana David Salsburg THE LADY TASTING TEA kitabındaki hikayeyi birden hatırlattı. Aslında hikaye değildi; istatistiği kökten değiştiren bir görüşün başlangıç noktasıydı.
Hikaye şöyleydi. 1920 yılında İngiltere, Cambridge’deki üniversite grup üyelerinden ve eşlerinden oluşan bir çay partisinde, gruptan bir kadının çayının tadının suyun çaya mı, çayın süte mi dokulduğuna göre farklılık gösterdiği iddiası üzerine kurulmuştu. Kadın aynen şöyle demişti: “Ben çayın mı süte, yoksa sütün mü çaya döküldüğünü tadından anlarım.”
Hatta, partideki özellikle erkeklerden oluşan bilim insanları bu iddiayı ‘saçmalık’ olarak görmüş, kimyasal bir fark ve hatta tadında bir değişime neden olmayacağını düşünmüşlerdi.
Kalıplar yine devredeydi. Çünkü alışılmış kalıplar, hep alışkanlığı savunurdu, düşünceyi değil. Zaten bu kalıbı yıkan farkı yaratanlardır. Çünkü Fisher, bunu yapmıştı. Kimseye de bunu ispatlamak istemeden; yani kadının haklılığını değil, bir iddia varsa bu iddianın sınanabileceği, denenebileceği fikrini göstermeyi amaçlamıştı.
Deney tasarımındaki temel zorluk, kadına tek bir fincan verildiğinde farkı bilmese bile %50 olasılıkla doğru tahmin etme şansına sahip olmasıydı.
Bunun üzerine, kadının doğruyu söyleyip söylemediğini belirlemek için kaç fincan kahve sunulması gerektiğini, fincanların hangi sırayla verilmesi gerektiğini ve sonucun olasılıklarının nasıl hesaplanacağını inceledi.
"Peki ya çay tadan kadına ne oldu?"
Fisher, o güneşli yaz öğleden sonrası Cambridge'de bunu hipotez olarak ele almış ve gerçek sonucunu hiçbir yerde belirtmemiştir. Deneyin sonucunu anlatmaz. Yukarıda bahsettiğim gibi, kimseye kendini değil, bilimi ve düşüncesini ispatlamasıydı.
Ancak orada bulunan Profesör Smith, kadının sunulan her bir fincanı doğru bir şekilde tanımladığını söyledi. Yani kadın sunulan fincanların çoğunu doğru tahmin etmişti.
Olay, bir iddianın nasıl test edilmesi gerektiğiyle ilgilidir. Basit bir çay sohbeti, akademik çevrelerin konforlu kalıplarını sarsarak Fisher’a Deneylerin Tasarımı (DOE) teorisini düşündürmüştü. Bugün de benzer kalıplar ilerlemeyi yavaşlatıyor; belki de küçük alışkanlıklarımızı sorgulamak, büyük dönüşümlerin ilk adımıdır.
Basit bir günlük olaydan yola çıkarak, hipotez testinin ve deney tasarımının ilkelerini anlatan tarihsel bir olaydır bence. Günümüzde her çıktıda insanların sonuca gitmeye çalıştığı durumlarda, iddia edip, deney yaptıktan sonra testler sonucunda çıkarım elde etmesi handikapı göz önüne alır.
Konuya ilgi duyun veya duymayın, ama bu bana çok konuda düşünce yelpazesi açtı; hayat ve istatistik ile alakalı. Detayların hayattaki sinyallerine müthiş bir örnek teşkil ediyor.
"Deneylerin Tasarımı" (DOE), bir sürecin çıktıları üzerinde etkili olan faktörlerin (girdi değişkenleri) belirlenmesi, bu faktörlerin etkilerinin ölçülmesi ve istenen sonucu (çıktı) optimize etmek için en iyi koşulların saptanması amacıyla deneylerin planlanması, yürütülmesi ve analiz edilmesi için kullanılan sistematik bir yaklaşımdır. (Gemini, Google)
Her çıkarıma ulaşmak için; sıralama, oran, yapılış tarzları, tekrarlama, rastgelelik, koşullar doğrultusunda, her koşul bir sonraki koşulu da etkiler.
Bugün A/B testlerinden ilaç deneylerine kadar her şeyin temeli o günkü çay partisinde atıldı.
Size DOE ilkeleri, makine öğrenmesindeki temel terimlerin karşılıkları olmuyor mu? Klinik ilaç testleri (Hipotez, Rastgelelik, kontrollü deney tasarımı), özellik seçimleri (Faktör seçimi), Train/Test ayırımı, Hiperparametre aramaları (Grid Search / Random Search – kombinasyonlarla en iyi sonucu aramak), Cross Validation (Aynı deneyi farklı örneklerde tekrarlamak), A/B Testleri, hatta Monte Carlo Simülasyonu…
Ben sütlü kahvemi şekerli içerim; bazıları az şekerli sürpriz yapar, bazıları ise kahveyi şekersiz içmeye cesaret eder. Şimdi kafanızı biraz karıştırırsam—bu size neyi anımsatıyor? Spotify ve Netflix, temelde siz üzerinde DOE deneyi yapıyor—alışkanlıklarınız ve geçmiş seçimleriniz üzerinde küçük testler yaparak, tam istediklerini sevmenizi sağlıyorlar.
Bu arada, ben hâlâ önce şekeri, sonra sütü koyuyorum. Belki de kendi mini DOE tasarımım budur.
Bir fincan çay, bir damla süt ve bir merak duygusu…
Bazen bilimi başlatan şey tam olarak merak ve şüphe.
Bazen alışkanlıklarımızdan birinin rotasını değiştirmek bile, farklı yöntemlerimizi keşfetmemizi sağlar, kişisel olarak.
11/Aralik/2025
Yigit Brave Cesur
HOW MILK IN COFFEE CHANGES OUR LIFE
One day at
the office, while making coffee, a strange thought came to me… I always put
sugar first, then milk, and then pour the coffee. Someone saw me and said:
“Putting sugar first ruins the taste.” But I did not change. I just followed my
own taste and coffee pleasure. I am not a barista, but I know the flavor I
like.
This small
talk reminded me of a story in David Salsburg’s book The Lady Tasting Tea.
Actually, it was not only a story—it was the beginning of a new way of thinking
that changed statistics.
The story was like this: In 1920, at Cambridge University in England, there was a tea party with group members and their wives. One woman claimed she could taste the difference depending on whether the tea was poured into the milk, or the milk into the tea. She said: “I can tell if tea is poured into milk, or milk into tea.”
Most of the
men scientists at the party thought this was nonsense. They believed there was
no chemical difference, no change in taste.
But patterns
were at work again. Habits always defend tradition, not thinking. The ones who
break the pattern create difference. Fisher did this. He did not try to prove
the woman right or wrong. He wanted to show that if there is a claim, it can be
tested.
The main
problem in the experiment was: if the woman was given only one cup, she had a
50% chance to guess correctly even without knowing.
So Fisher
studied how many cups should be given, in what order, and how to calculate the
probabilities of the results.
“What
happened to the lady tasting tea?” Fisher treated it as a hypothesis that sunny
afternoon in Cambridge. He never wrote the final result. He did not want to
prove himself, but to prove the idea of testing.
But
Professor Smith, who was there, said the woman identified each cup correctly.
She guessed most of them right.
This event
was about how to test a claim. A simple tea talk shook the comfort of academic
patterns and led Fisher to think about Design of Experiments (DOE). Even
today, similar patterns slow progress. Maybe questioning small habits is the
first step to big changes.
For me, this
daily event shows the principles of hypothesis testing and experiment design.
In modern times, people want quick results, but experiments remind us that
claims must be tested carefully.
Whether you
care about statistics or not, this opened a wide range of thoughts for me—about
life and science. It is a great example of how small details give signals in
life.
Design of
Experiments (DOE) is a systematic way to plan, run, and analyze experiments. It
finds which factors affect the results, measures their effects, and chooses the
best conditions to optimize the outcome.
Every
conclusion depends on order, ratio, method, repetition, randomness, and
conditions. Each condition affects the next one.
From A/B
testing to drug trials, everything started at that tea party.
Don’t DOE
principles sound similar to machine learning terms? Clinical drug trials
(Hypothesis, Randomness, Controlled Design), Feature Selection (choosing
factors), Train/Test split, Hyperparameter Search (Grid Search / Random
Search), Cross Validation (repeating experiments on different samples), A/B
Testing, even Monte Carlo Simulation…
I drink my milk coffee with sugar; some sneak in less sugar, and some dare to drink it black. Now, if I mess with your mind a little—what does this remind you of? Spotify and Netflix are basically running a DOE experiment on you—conducting tiny tests on your habits and past choices to make sure you end up loving exactly what they want.
By the way,
I still put sugar first, then milk. Maybe this is my own mini DOE design.
One cup of
tea, one drop of milk, and one feeling of curiosity…
Sometimes
science begins exactly with curiosity and doubt.
Sometimes changing the order of a habit helps us discover new methods,
personally.
12/11/2025
Yigit Brave Cesur
7 Ekim 2025 Salı
Kansız hançerler
Konsey
4 Ekim 2025 Cumartesi
Sessizliğin lisanı
BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN
BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN Seninle savaşmak ya da meydan okumak için burada değilim. Hiç olmadım. Ben senin rakibin değilim; ben senin k...
-
Kaplumbağa tavşan hikayesi ya anlatıldığı gibi değilse? Klasik masalda, Kaplumbağa sabrı sayesinde Tavşan'ı geçer. Ben bu hikayeyi soyle...
-
Bu, Yeni Siyaset Dalgası'nın benim tanımım. --------------------------- ABD gibi güçlü bir ülkenin Alman orijinli başkanı ve Güney Afrik...
-
Thales’in Kuyusu Thales, gözlerini gökyüzünden ve gezegenlerin hareketlerinden ayırmayan bir filozoftu. Bilgiyi kazanç için değil, gerçeğe u...