11 Ocak 2026 Pazar

BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN

BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN 

Seninle savaşmak ya da meydan okumak için burada değilim.  
Hiç olmadım.  

Ben senin rakibin değilim; ben senin kocanım.  
Efendin hiç olmadım; üstünlük iddiam yoktu.  

Düşündükçe fark ediyorum: Beni en az tanıyorsun.
Kendi gözlerinle değil, başkalarının sözleriyle okuyorsun beni.  
Sana bu kadar yakınken, herkes uzakken; sen hâlâ uzaktan izliyorsun sanki.  

Ben başkalarının süslediği o adam değilim.  
Ne hissettiysem söyledim – açık, gerçek, koruyucu.  
Bir kocanın yapması gerektiği gibi.  

Bu öfkeli, yüksek sesli bir kavga değil;  
tükenmiş dürüstlüğün sessiz anı bu.  
Sessizliğin sesinden daha etkili kırılma noktası.  

Kendimi anlatmaktan değil, zihnindeki o "yabancı"yla savaşmaktan yoruldum.  

Bu kelimeler ne seni ne beni suçlar;  
içimdeki tıkanıklığı paylaşarak görünmez duvarı yıkmak için dökülüyorlar.  

Ama bunları yazarken bile korkuyorsam...  

Yigit Brave Cesur 11/01/2026

--------------------------------------------

YOU KNOW ME THE LEAST

I'm not here to fight you or challenge you.
Never have been.I'm not your rival; I'm your husband.
Never your master; never claimed superiority.

The more I think, the clearer it becomes: You know me the least.
You read me not with your own eyes, but through others' words.
So close to you, while everyone feels distant; yet you watch me from afar, as if.
I'm not that man others embellish or imagine.
I said what I felt – always open, real, protective.
As a husband should be.

This isn't an angry, loud fight;
it's the quiet moment of exhausted honesty.
The breaking point louder than silence itself.

Not from telling you who I am, but from battling that "stranger" in your mind – I'm worn out.

These words blame neither you nor me;
they spill to share my inner blockage, to tear down our invisible wall.

But if I'm scared even writing this...

Yigit Brave Cesur 11/01/2026


1 Ocak 2026 Perşembe

Hikayemi kimden dinlemeli ?

Hikayemi kimden dinlemeli ?

Sessiz kalırsın, 

          sessizliğin huzurunda, 

                       yine de gürültü yaparlar senin adına,


sadece iki harf karalarsın, 

                 yazarlar senin adına bütün cümleyi, 

                             romana çevirirler.


Geçmişiyle yüzleşemeyenler,
                             kendi karanlıklarını başkalarının geleceğine sürerek
                                    temizlenmeye çalışır.
Kendi aynasına bakamayan,
                         senin yüzünde kendini aklamaya kalkar.


Kim anlatır sizi bana, 

beni , size kim konuşur.

Benim adımı kim taşır dudaklarında,

          benim olmayan bir hikâyeyi                                                                  

kim "benim hikayem" diye anlatır.


                                                                      Yigit Brave Cesur 

                                                                       1/1/2026

31 Aralık 2025 Çarşamba

Zavalli !

 Cikmis bir diyor ki , 

- "Insanlarin benim hakkimdaki dusuncelerine saygi duyuyorum . "


Ne klise ve ne zayif kisilik bozuntusu ! 


Neyine ve niye saygi duyuyorsun kardesim ? 

Sana hic sormuslar mi , sana hic konusmuyorlar mi ki!! 


Onlar herseyi dusunur .

Sen , yine ve sadece "yureginin goturdugu yere git!" her zaman.
                                                             

                                            Yigit Brave Cesur 

                                             12/31/2025

11 Aralık 2025 Perşembe

Önce Şeker Mi, Sonra Süt Mü? Kahve Alışkanlığınızın İstatistikle İlgisi




KAHVEDEKİ SÜT, HAYATIMIZI NASIL DEĞİŞTİRDI?

Geçenlerde ofiste kahve hazırlarken aklıma garip bir şey geldi… Ben her zaman önce şekeri, sonra sütü koyarım. Ardından kahve dökerim. Bunu gören biri, ana, “Önce şekeri koyman tadı bozuyor,” dedi. Ki ben bildiğimden hiç şaşmadım; sadece kendi damak ve kahve keyfimi bozmadan. Barista da değilim, ama kendimce bu tadı alabildiğimi biliyordum.

Ama doğrusu, bu muhabbetimiz bana David Salsburg THE LADY TASTING TEA kitabındaki hikayeyi birden hatırlattı. Aslında hikaye değildi; istatistiği kökten değiştiren bir görüşün başlangıç noktasıydı.


Hikaye şöyleydi. 1920 yılında İngiltere, Cambridge’deki üniversite grup üyelerinden ve eşlerinden oluşan bir çay partisinde, gruptan bir kadının çayının tadının suyun çaya mı, çayın süte mi dokulduğuna göre farklılık gösterdiği iddiası üzerine kurulmuştu. Kadın aynen şöyle demişti: “Ben çayın mı süte, yoksa sütün mü çaya döküldüğünü tadından anlarım.”

Hatta, partideki özellikle erkeklerden oluşan bilim insanları bu iddiayı ‘saçmalık’ olarak görmüş, kimyasal bir fark ve hatta tadında bir değişime neden olmayacağını düşünmüşlerdi.

Kalıplar yine devredeydi. Çünkü alışılmış kalıplar, hep alışkanlığı savunurdu, düşünceyi değil. Zaten bu kalıbı yıkan farkı yaratanlardır. Çünkü Fisher, bunu yapmıştı. Kimseye de bunu ispatlamak istemeden; yani kadının haklılığını değil, bir iddia varsa bu iddianın sınanabileceği, denenebileceği fikrini göstermeyi amaçlamıştı.

Deney tasarımındaki temel zorluk, kadına tek bir fincan verildiğinde farkı bilmese bile %50 olasılıkla doğru tahmin etme şansına sahip olmasıydı.

Bunun üzerine, kadının doğruyu söyleyip söylemediğini belirlemek için kaç fincan kahve sunulması gerektiğini, fincanların hangi sırayla verilmesi gerektiğini ve sonucun olasılıklarının nasıl hesaplanacağını inceledi.

"Peki ya çay tadan kadına ne oldu?"
Fisher, o güneşli yaz öğleden sonrası Cambridge'de bunu hipotez olarak ele almış ve gerçek sonucunu hiçbir yerde belirtmemiştir. Deneyin sonucunu anlatmaz. Yukarıda bahsettiğim gibi, kimseye kendini değil, bilimi ve düşüncesini ispatlamasıydı.

Ancak orada bulunan Profesör Smith, kadının sunulan her bir fincanı doğru bir şekilde tanımladığını söyledi. Yani kadın sunulan fincanların çoğunu doğru tahmin etmişti.

Olay, bir iddianın nasıl test edilmesi gerektiğiyle ilgilidir. Basit bir çay sohbeti, akademik çevrelerin konforlu kalıplarını sarsarak Fisher’a Deneylerin Tasarımı (DOE) teorisini düşündürmüştü. Bugün de benzer kalıplar ilerlemeyi yavaşlatıyor; belki de küçük alışkanlıklarımızı sorgulamak, büyük dönüşümlerin ilk adımıdır.

Basit bir günlük olaydan yola çıkarak, hipotez testinin ve deney tasarımının ilkelerini anlatan tarihsel bir olaydır bence. Günümüzde her çıktıda insanların sonuca gitmeye çalıştığı durumlarda, iddia edip, deney yaptıktan sonra testler sonucunda çıkarım elde etmesi handikapı göz önüne alır.

Konuya ilgi duyun veya duymayın, ama bu bana çok konuda düşünce yelpazesi açtı; hayat ve istatistik ile alakalı. Detayların hayattaki sinyallerine müthiş bir örnek teşkil ediyor.

"Deneylerin Tasarımı" (DOE), bir sürecin çıktıları üzerinde etkili olan faktörlerin (girdi değişkenleri) belirlenmesi, bu faktörlerin etkilerinin ölçülmesi ve istenen sonucu (çıktı) optimize etmek için en iyi koşulların saptanması amacıyla deneylerin planlanması, yürütülmesi ve analiz edilmesi için kullanılan sistematik bir yaklaşımdır. (Gemini, Google)

Her çıkarıma ulaşmak için; sıralama, oran, yapılış tarzları, tekrarlama, rastgelelik, koşullar doğrultusunda, her koşul bir sonraki koşulu da etkiler.

Bugün A/B testlerinden ilaç deneylerine kadar her şeyin temeli o günkü çay partisinde atıldı.
Size DOE ilkeleri, makine öğrenmesindeki temel terimlerin karşılıkları olmuyor mu? Klinik ilaç testleri (Hipotez, Rastgelelik, kontrollü deney tasarımı), özellik seçimleri (Faktör seçimi), Train/Test ayırımı, Hiperparametre aramaları (Grid Search / Random Search – kombinasyonlarla en iyi sonucu aramak), Cross Validation (Aynı deneyi farklı örneklerde tekrarlamak), A/B Testleri, hatta Monte Carlo Simülasyonu…

Ben sütlü kahvemi şekerli içerim; bazıları az şekerli sürpriz yapar, bazıları ise kahveyi şekersiz içmeye cesaret eder. Şimdi kafanızı biraz karıştırırsam—bu size neyi anımsatıyor? Spotify ve Netflix, temelde siz üzerinde DOE deneyi yapıyor—alışkanlıklarınız ve geçmiş seçimleriniz üzerinde küçük testler yaparak, tam istediklerini sevmenizi sağlıyorlar.

Bu arada, ben hâlâ önce şekeri, sonra sütü koyuyorum. Belki de kendi mini DOE tasarımım budur.

Bir fincan çay, bir damla süt ve bir merak duygusu…
Bazen bilimi başlatan şey tam olarak merak ve şüphe.

Bazen alışkanlıklarımızdan birinin rotasını değiştirmek bile, farklı yöntemlerimizi keşfetmemizi sağlar, kişisel olarak.

                                                                                               11/Aralik/2025
                                                                                               Yigit Brave Cesur

 

Read this article on Linkedin


HOW MILK IN COFFEE CHANGES OUR LIFE 

One day at the office, while making coffee, a strange thought came to me… I always put sugar first, then milk, and then pour the coffee. Someone saw me and said: “Putting sugar first ruins the taste.” But I did not change. I just followed my own taste and coffee pleasure. I am not a barista, but I know the flavor I like.

This small talk reminded me of a story in David Salsburg’s book The Lady Tasting Tea. Actually, it was not only a story—it was the beginning of a new way of thinking that changed statistics.


The story was like this: In 1920, at Cambridge University in England, there was a tea party with group members and their wives. One woman claimed she could taste the difference depending on whether the tea was poured into the milk, or the milk into the tea. She said: “I can tell if tea is poured into milk, or milk into tea.”

Most of the men scientists at the party thought this was nonsense. They believed there was no chemical difference, no change in taste.

But patterns were at work again. Habits always defend tradition, not thinking. The ones who break the pattern create difference. Fisher did this. He did not try to prove the woman right or wrong. He wanted to show that if there is a claim, it can be tested.

The main problem in the experiment was: if the woman was given only one cup, she had a 50% chance to guess correctly even without knowing.

So Fisher studied how many cups should be given, in what order, and how to calculate the probabilities of the results.

“What happened to the lady tasting tea?” Fisher treated it as a hypothesis that sunny afternoon in Cambridge. He never wrote the final result. He did not want to prove himself, but to prove the idea of testing.

But Professor Smith, who was there, said the woman identified each cup correctly. She guessed most of them right.

This event was about how to test a claim. A simple tea talk shook the comfort of academic patterns and led Fisher to think about Design of Experiments (DOE). Even today, similar patterns slow progress. Maybe questioning small habits is the first step to big changes.

For me, this daily event shows the principles of hypothesis testing and experiment design. In modern times, people want quick results, but experiments remind us that claims must be tested carefully.

Whether you care about statistics or not, this opened a wide range of thoughts for me—about life and science. It is a great example of how small details give signals in life.

Design of Experiments (DOE) is a systematic way to plan, run, and analyze experiments. It finds which factors affect the results, measures their effects, and chooses the best conditions to optimize the outcome.

Every conclusion depends on order, ratio, method, repetition, randomness, and conditions. Each condition affects the next one.

From A/B testing to drug trials, everything started at that tea party.

Don’t DOE principles sound similar to machine learning terms? Clinical drug trials (Hypothesis, Randomness, Controlled Design), Feature Selection (choosing factors), Train/Test split, Hyperparameter Search (Grid Search / Random Search), Cross Validation (repeating experiments on different samples), A/B Testing, even Monte Carlo Simulation…

I drink my milk coffee with sugar; some sneak in less sugar, and some dare to drink it black. Now, if I mess with your mind a little—what does this remind you of? Spotify and Netflix are basically running a DOE experiment on you—conducting tiny tests on your habits and past choices to make sure you end up loving exactly what they want.

By the way, I still put sugar first, then milk. Maybe this is my own mini DOE design.

One cup of tea, one drop of milk, and one feeling of curiosity…

Sometimes science begins exactly with curiosity and doubt.
Sometimes changing the order of a habit helps us discover new methods, personally.

                                                                                12/11/2025
                                                                                Yigit Brave Cesur



 


7 Ekim 2025 Salı

Kansız hançerler


KANSIZ HANÇERLER

Ben hep gölgelere buldum gerçekleri , 
Benim cümlenin başında kurmaya korktuğum cümleleri , 
Bazıları sonunda söyler en baştan söylenmesi gerekenleri, 
Ben kınında bile tutamazsın hançeri , 
Boş kınında , 
Kimileri kaç hançer saplamıştır yüreğime , 
yıllar geçse de izler paslanmaz , 
demir değil ki bu yürek burkuntusu.
Dağladığım Ama izini unutmayacağım. 

Bir sessiz geçiş , 
Unutmadan unutturmaya çalışanlar , 
Hiç mi utanmazlar ettikleri dualardan.

artik sustum , çünkü sözler yetmez , 
sözlerim el dilinde ihanet gibi,  
yüreğimin dili var ,  
mırıldanarak,  
artik sadece bana konuşan. 
       
                              Yigit Brave Cesur
                               3 Temmuz 2025 


----------------------------------------------------------------

BLOODLESS DAGGERS

I always found truths in the shadows,
The sentences I was afraid to form at the beginning,
Some say at the end what should have been said from the start.
I can't even keep the dagger in its sheath,
In its empty sheath.
How many daggers have some plunged into my heart?
Years pass, but the marks don't rust,
This heartache isn't iron.
Though I've cauterized it, I won't forget the scar.

A silent passing,
Those who try to make others forget, without forgetting themselves.
Do they have no shame for the prayers they utter?

Now I am silent, because words are not enough.
My words, in the tongues of others, are like betrayal.
But my heart has a language,
Murmuring,
Now speaking only to me.

                                      Yigit Brave Cesur
                                       July 3, 2025

Konsey

Konsey 

Konsey beni asmaya karar vermiş. Oysa bu konsey, kendi içindeki entrikalarla çürümüş bir yapı—her biri diğerinin arkasından konuşan, kendi suçlarını örtbas etmek için beni günah keçisi ilan eden üyeler.
Beni dışlamak için bir duvar ördüler. Ama o duvarın tuğlaları, kendi hatalarından yapılmış; harcı ise birbirlerine duydukları güvensizlik.

Yiğit Brave Cesur 
16 Haziran 2025

4 Ekim 2025 Cumartesi

Sessizliğin lisanı

SESSİZLİĞİN LİSANI


Bir kitap yazmak istiyorum , duyulmayan sessizliğimin lisanı olsun , ben de başka benim hakkımda konuşanlara sesim olsun. Varsın kimse okumasın , yazdığım her kelimede bulamadığım muhabbetim olsun kendimle.
Hayattaki her konuşan eleştirmeni susturmak için. Hem ham , hem de işlenmemiş bir dürüst olacak kalemin her harf çizimi .
Sessizliğimin düşünceleri , deneyimleri ve konuları. Belki yeniden kurgulayacak , belki de karıştıracak hayatı.
Erkeğin en güçsüz yanı nedir bilir misin ? Susarak konuşmasıdır. Konuşsa yanlış anlaşılacak, konuşulurken dinlenmediğinde, sustuğunda zaten eleştirileceğini bilir.

Belki de bir mektup bırakır gibi.
Belki de ifade biçimi .

Her kitapta bir taslak hazırlanır. Başlangıcı ben , sonu da ben bir plan hazırladım .
Ne doğrudan bir cevap , ne de canları acıtan tepki.
Duygu olsun sadece. Sadece sevgi mırıldanan.

Erkek , vazgeçmeyendir , ayakta tutmak için kendinden vazgeçendir.

Bir dönüşüm, bir değişim.
Melankolik ama asla mağlup değil.

Belki de "bu kişi yaşadı , düşündü , sustuğunda ve yazdı." demek içindir.

Yiğit Brave Cesur 
4 Ekim 2025

BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN

BENİ EN AZ SEN TANIYORSUN  Seninle savaşmak ya da meydan okumak için burada değilim.   Hiç olmadım.   Ben senin rakibin değilim; ben senin k...